Tüm gece
tek yaptığım şey yatakta dönüp durmaktı. Uykuya daldığım an gözümün önüne o
öpüşme sahnesi geliyordu. Daha onu ne kadar tanıyordum ki? Bu yüzden aşık olmuş
olamazdım. Evet. kesinlikle ona aşık olmuş olamam. Hem bir playboyla olmak
benim tarzım değil.
Saat 5 i
gösterirken telefonumun titrediğini fark ettim. Arayan Hazal’dı. Telefon
ekranında ismini görünce ister istemez gülümsedim. Hazal harika bir arkadaştı
ve olsaydı harika bir kız kardeş olurdu. Benim yurt dışına gitme curcunam onun
ailesinden ayrı başka bir şehirde üniversiteye gitmesi bizi ayırmıştı. İkimizde
hayatımızın kontrolünü elimize almaya çalışırken birimizi unutmuştuk.
Telefonu
açtığım an cevap vermeme izin vermeden konuşmaya başladı.
“İyi ki
doğduuuuuuuuuun, bir tanecik arkadaşım benimmmm!”
“Ah! Hazal.. Ya, ne diyeceğimi
bilemiyorum. Niye doğum günüme 2 gün varken şimdi kutluyorsun?”
“Diğerlerinden
bir farkım olsun istedim.” Kahkaha sesleri neşelenmemi sağlamıştı bile.
Hazal’la
uzun süre konuştuktan sonra onu, arkadaşlarımı ve ailemi ne kadar özlediğimi
fark ettim. Ailemle 2 günde bir konuşuyordum ama geldiğimden beri sadece 1 kere
Türkiye’ye gitmiştim. Bu kadar yoğun olmasam bunları düşünüp çıldırırdım.
Elimi
yüzümü yıkayıp giyindikten sonra kahvaltı yapmaya indim. Marcia’nın da orada
olduğunu görünce dün odaya gelmediğini fark ettim. Dün hiçbir şey fark
edemeyecek durumdaydım ve bu durum beni rahatsız ediyordu.
Marcia ile
kahvaltı yaptıktan sonra Daniel aradı ve izin günümü iptal etmek zorunda
kaldıklarını söyledi. Zaten yapacak önemli bir işim de yoktu. İş yerine
gittiğimde kapıdan içeri girmemle çıkmam bir oldu. Daniel ben gelmeden her şeyi
hazır etmişti bile ve hemen yola koyulmamız gerektiğini söyledi.
Birkaç gün
o kadar yoğun çalışmıştık ki başımı kaşıyacak vaktim olmamıştı. Saat 22.30 u
gösterdiğinde tüm işim bitmişti ve Daniel’a eve gideceğimi haber verdim.
Binadan çıkınca yüzüme vuran havayla dışarısının ne kadar soğuduğunu fark
ettim. Sabah çıkarken havanın bu kadar soğuk olacağını bilseydim ince bir ceket
almazdım. Hemen durağa gidip otobüs beklemeye koyuldum. Gerçekten üşüyordum.
Sıcacık binadan çıkınca vücudumun soğuğa alışması zorlaşmıştı.
Otobüsün
geldiğini görünce daha önce hiç bu kadar sevinmemiştim. Hemen cam kenarını
kapıp oturdum. Benden sonra aynı duraktan birkaç kişi daha bindi ve onlardan biri
yanıma oturdu. Ceketime iyice sarılarak kafamı cama yasladım ve yolu izlemeye
başladım. Bir süre içimin geçtiğini fark ettiğimde yurdun olduğu durağı
geçtiğimi fark ettim ve hemen otobüsten indim. Akılsız başın cezasını ayaklar
öder deyip geri yürümeye başladım. O sırada birkaç serserinin çevreye küfredip
elindeki bira şişelerini fırlattığını gördüm. Adımlarımı hızlandırıp sokaktan
olabildiğince hızlı çıkmaya çalıştım.
Ama beni
fark etmiş olmalılar ki laf atmaya başladılar. Hiçbir şey demeden daha hızlı
yürümeye başladım. Arkamdan geldiklerini biliyordum.
“Hadi ama
tek başına bu sokaklar çekilmez.”
“Biz sana
kavalyelik yapabiliriz.”
Onları
duymamazlıktan gelmeye çalıştım ama daha çok yaklaşıyorlardı.
O sırada
birinin elini omzumda hissettim ve o an çığlığı koyuverdim. Aynı el ağzımı
kapatıp ‘Şşşt’ diye fısıldadı. Birkaç saniye sonra belimden tutup beni yürümeye
devam ettirdi. Kafamı yukarı kaldırdığımda karşılaştığım bir çift yeşil gözden
onun Harry olduğunu anladım.
“Ne işin
var burada?” bunları yüzüne bakarak söylemiştim. Harry ise sadece yola
bakıyordu. Bir süre sonra caddeye çıktık ve elini omzumdan çekti.
“Heey, sana
bir soru sordum?”
“Soru
soracak durumda değilsin.” Bakışlarındaki öfke kafamı karıştırmıştı. Neyin
öfkesiydi bu? O serserileri peşime takmamın mı yoksa telefonlarına cevap
vermeyişimin mi?
Önümüzden
geçen taksiyi durdurdu ve kolumdan tutup taksiye bindirdi. Taksi şoförüne
adresi söyleyip parasını verdi ve yüzüme bakmadan taksinin hareket etmesini
bekledi. Ben arkama baktığımda hala taksinin gitmesini bekliyordu. Önüme
döndüğümde Harrynin tuttuğu yerin acıdığını fark ettim. Yurda varınca ceketimi
çıkardım ve acıyan yerin kızardığını gördüm. Bana böyle davranmasına izin
veremezdim. Kim bilir hangi kızlayken görmüştü benim peşime takılan
serserileri. Bunu düşününce gerçekten sinirlenmeye başlamıştım.
Ertesi gün
sabahın köründe kalkıp duş aldım ve kızaran yerin morardığını gördüm. Harry e
bunları ödetecektim ama nasıl? Giyinip iş yerine gittim ve Daniel beni kapıdan
kovdu. Bugün bana yarım günlük izin verdiğini gidip iyice dinlenmemi ve akşam
ki konser için hazır olmamı söyledi. Buna asla hayır diyemezdim.
Durağa
gidip otobüs beklerken telefonuma mesaj geldi. Hazaldandı.
‘Biliyor
musun, öyle bir köyde yaşıyorum ki bırak interneti telefon çekmiyor. Ailemin
nerden çıktığı belli olmayan bu 1 haftalık memlekete gitme sevdası beni deli
ediyor. Seni defalarca aramayı istedim ama zırt pırt hat gidiyor ve gelmesi
dakikaları buluyor. O yüzden en iyisi mesaj atmak diye düşündüm. Canım
arkadaşım umarım oradaki arkadaşlarınla mutlu bir doğum günü geçirirsin. Sen
harika bir arkadaşsın ve iyi ki doğdun. İyi ki tanımışım seni.”
Mesajı
okuduktan sonra yüzüme vuran bir gerçekle karşılaştım. Buradaki kimse, hiçbir
arkadaşım doğum günümü hatırlamamıştı. O sırada otobüsün geldiğini gördüm ve
bindim. Tekrar yurda dönmek istemiyordum. Marcia sevgilisiyle sinemaya
gideceklerini söylemişti dün akşam. Diğer arkadaşlarıda sınavdan sonra evlerine
gitmişti. Jasonlaysa birkaç gündür konuşmuyorduk. O sırada Jasondan bir mesaj
geldi ve onunla ilk buluştukları Cafeye gelmemi istedi. Yapacak bir şeyim yoktu
zaten en azından bugünü yalnız geçirmek istemiyordum.
Cafeye
girdiğimde patlayan süsler ve balon sesleriyle ürkmüştüm. Ve herkes bir ağızdan
‘İyi ki doğdun’ diyordu. ‘MUTLU YILLAR’ yazan kartonları görünce ister istemez
gülümsedim. Jason kapının önünde dikildiğimi fark edince elimden tutup pastanın
olduğu masaya çekti beni. Herkes bir ağızdan üflememi istedi. Hayal görüyordum
sanki. O kadar güzeldi ki her şey… mumları üfleyip pastaları kestikten sonra herkes
tek tek doğum günümü kutlayıp ortak aldıkları saati verdiler.
Ben hala
şaşkınlık içindeydim. Bir ara yanıma Suzy gelip ne kadar şanslı olduğumu ve böyle
sürprizlere şaşırmamamı söyledi. Nedenini sorduğumda ise
“ Benimde
Jason gibi sevgilim olsa böyle şeylere alışık olurdum.”
Sesindeki
kıskançlığı anlamak için uzman olmaya gerek yoktu. Böylece partinin Jason
tarafından planlandığını da öğrenmiş oldum. Ama Jasonla beni sevgili
sanmalarından rahatsız olmuştum.
Birkaç saat
sonra herkes yavaş yavaş dağıldı. Marcia da sevgilisini getirmişti cafeye.
Ayrılırken ne kadar mutlu olduklarını fark ettim. Sadece ben ve Jason
kaldığımızda ona ne kadar minnettar olduğumu söyledim. Onu seviyordum ama bir
arkadaş olarak. Yanlış anlamasını istemezdim.
Daniel’ın
aradığını görünce artık işe dönmemin zamanının geldiğini fark ettim. Jasonı da
ailesinin çağırdığını duyunca sevinmiştim. O kadar sürprizden sonra ona işe
gitmem lazım diyemezdim. Jasonla vedalaştıktan sonra cafede biraz daha oturup
Anne’in doğum günü hediyem olarak yaptığı sütlü çikolatalı kahveyi içtim.
Onunla biraz daha muhabbet ettikten sonra iş yerinin yolunu tuttum. Anne bana
Harry ile ilgili hiç soru sormamıştı. Biz sohbet ederken yanımıza bir bayan
geldi ve onun uzun zaman önce Jasonla buluştuğumuz gün Harry ile sarılan bayan
olduğunu fark ettim. Anne geldiğini görünce kalkıp sarıldı ve onu benimle
tanıştırdı:
“Elif, bu
benim kızım Gemma. Eminim Harry ondan sana bahsetmiştir.”
Diyecek bir
şey bulamamıştım. Sadece Gemmanın bana uzattığı eli sıktım ve işe geç kaldığımı
söyleyip oradan ayrıldım.
Bunları
düşünürken yolun nasıl geçtiğini fark etmemiştim bile. İçeride gereken
malzemeleri alıp konseri yapılacağı yere gittik. Konserin One Direction konseri
olduğunu biliyordum.
Ben
geldiğimde çocukların çoktan kuliste olduğunu fark ettim.
“Ah! Özür
dilerim geç kaldım sanırım.”
“Hayır geç
kalmadım. Aksine erken bile geldin.”
“Peki siz
bu kadar erken niye geldiniz.?”
“Sen açıkla
Niall. Lütfen. Bak bu şerefi sana nail ediyorum. Lütfen ona pizza siparişi
verdiğin yerin kampanya dolayısıyla 30 dakikada getiremedikleri pizzanın
aynısından tekrar getireceklerini ve bu binanın o pizzacıya 35 dakika uzaklıkta
olduğunu söyle. Lütfen Niall.” Liam biraz kızgınlık biraz dalgayla söylemişti
bu sözleri.
“Bir dilim
daha dersen yapıştıracağım bu sözleri suratına dostum.” Niall’ın bu işten zevk
aldığına emindim.
Harry
arkası bize dönük kanepede oturuyordu ve kısık sesle televizyonda çıkan bir
programı izliyordu.
“Saatin çok
güzelmiş.” Zayn’e gülümseyip teşekkür ettim.
“Kesin
sevgilisi almıştır.”
“Başka kim
normal bir arkadaşın alamayacağı fiyatta bir saat alır ki? Nasıl bari yakışıklı
mı? Ahh benden yakışıklı olamaz orası ayrı.”
Louis ve Niall kendi aralarında
benim cevap vermeme müsaade etmeden konuşmaya devam ettiler. O sırada Harry
hiçbirimize bakmadan kulisten çıkıp gitti. Diğer çocuklar birbirlerine baktı ve
bana dönüp
“Sizin aranızda bizim bilmediğimiz
bir şeyler mi geçti?” diye sordu Louis.
“K-kim biz mi? Ha- hayır tabii ki.
nereden çıktı bu?” gözlerimi kaçırmaya başlamıştım bile.
“Harry son zamanlarda seni
gördüğünde ya da senin adın geçtiğinde böyle oluyor. Yani kızgın, sinirli…”
“Bence size öyle gelmiş.”
Bir şey demelerine fırsat kalmadan kuaförleri
içeri girdi ve tekrar aralarında ordan buradan muhabbete başladılar.
Diğer çocuklar çoktan hazırlanmış
sahneye çıkıp prova yapmaya başlamışlardı. Harry ise onlar kulisten çıktıktan sonra
gelmişti.
“Kıyafetlerin burada.” Harry ona
gösterdiğim kıyafetleri alıp giyinme odasına girdi. Ben o sırada ortalığı
toplayıp bulduğum boş koltuğa oturdum. Hediye olarak aldığım saate baktım.
Gerçekten dikkat çekiyordu ve ben bunu daha yeni fark ediyordum. Niall’ın
dediği gibi normal bir arkadaşın alamayacağı fiyatta olmalıydı. Her ne kadar
5-6 kişinin ortak para verip aldığı bir saat olsa da bu işin içinde Jason
kokusu alıyordum. İlk işim bu konuyu onla konuşmaktı.
“Sevgilin garip biriymiş.”
Arkamı döndüğünde Harry’nin ifadesiz
bir şekilde bana baktığını gördüm. Altında benim verdiğim pantolon vardı ama
üstüne verdiğim tişörtü giymemişti. Gözüm birkaç saniye çıplak vücuduna
bakakalmıştı ama kendimi toplayıp tekrar yüzüne baktım.
Benim cevap vermeme izin vermeden
konuşmaya devam etti.
“Hem pahalı hediye alacak kadar önem
veriyor hem de gecenin bir saati tenha sokaklarda yürümene gönlü razı oluyor.”
Bunları söylerken bana doğru
yürüyordu. Son sözlerini söylediğinde nefesini hissedecek kadar yakınımdaydı.
“Neyden bahsettiğini anlamıyorum
Harry.” Bir an önce onun etkisinden kurtulmak için yanından ayrılmaya çalıştım.
Ama ben hareket eder etmez kolumdan tutup duvara yasladı. Bedenlerimizin
birbirine dokunduğu hissi bile kızarmama neden olmuştu.
Kafamı kaldırdığımda Harry’nin
öfkeyle bakan gözleriyle karşılaştım.
“Bana aşık olman için sana pahalı
hediyeler mi almam gerekiyordu?”
Bu sözler karşısında donup
kalmıştım. Harry cevap vermediğimi görünce dün morarttığı kolumu sıktı.
Ağzımdan istemsizce bir ‘Ah!’ sesi çıkmıştı. Harry’nin öfkeli yüzü bir anda
endişeli bir ifade aldı. Bluzumun kolunu sıyırıp acıyan yere baktı.
“Bunu kim yaptı?” sesi gerçekten
endişeliydi.
“Sen!” şaşırmış gibiydi. Onun bu
şaşkınlığından yararlanıp devam ettim.
“Dün taksiye bindirirken yaptın ama
farkında bile değilsin.”
“Ben… Ben gerçekten üzgünüm.”
“Üzgünsün ha! Beni daha demin
yargıladığın şey içinde üzüleceksin.”
“Ne?” Harry dediklerimi anlamaya
çalışıyordu.
“Bu saati arkadaşlarım toplanıp
doğum günü hediyesi olarak aldılar. Oysa sen benim pahalı hediyeleri sevdiğimi
söyledin.”
Harry’nin gerçekten üzgün olduğunu yüzünden
anlayabiliyordum. Birkaç dakika sonra kulise gelip Harry’i çağırdılar.
“Seni çağırıyorlar.” Deyip yere düşen kıyafetleri topladım.
Harry o sırada üstüne tişörtünü ve montunu giymişti. Onu öyle görünce
şaşırmıştım.
“Niye montunu giydin?”
“Saat 12 olmadı. Hala vaktimiz var demek ki.”
“Ne? Ne için-”
Cevap vermeme izin etmeden elimden tuttu ve hızlıca yangın
merdivenlerine yöneldi.

8. bölumu bekliyorum lutfeeeeeeen. ağlarım, çatlarım.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
Sil8. Bölüm birkaç güne gelecek :)
Silarikasın canım. bir an önce gelsin
Sillütfen aralarındaki koşuşturmaca devam etsin. harry ile jason kavga etsin ne bileyyim. Yazar sensin bana karışmak düşmez tabiXD!
YanıtlaSilhahaha merak etme hikaye içinde Harry olduğu sürece koşuşturma hiç bitmez :D
Sil